“Allaŋ Mehtap; hırsın, azmin ve çalışkanlığın, doğru yerde ve doğru zamanda kullanılmasıyla insanların idealine ulaşabileceklerini yaşadıklarıyla gösteren, küçük yaşlarda örnek aldığı kişinin mesleğini kendine hedef olarak seçen, bu hedefine de Türkiye’nin en iyi Üniversitelerinden birinde okuyarak ulaşan ve örnek alınması gereken bir değerimiz”
Ben aslında köyde doğmadım. Ankara’da doğdum ve Ankara’da büyüdüm. İlkokul birden itibaren, okul kapanır kapanmaz daha ilk hafta babam köye götürürdü beni. Köyde teyzem vardı, çok severlerdi beni. Çok hoşuma giderdi, Ankara’da bulamadığım arkadaşlıkları köyde bulurdum. Ahmet ağaların Ayşe ile çok iyi arkadaşlığımız vardı, halen çok yakın arkadaşız. Evlerinin yakınında bağları vardı, sabahtan akşama kadar orada vakit geçirirdik. Her bir ağacın her bir yaprağında anımız var. O zamanlar çok güzeldi köy. Hatta geçen hafta köye gittik Bunları konuştuk. Köyün haline ağlamak geldi içimden. Evler yıkılmış, harabeye dönmüş. Almanyacıların yaptırdığı evlerde kötü görünüyor. Eskisi gibi değil. Emine ablaların evine gitmiştim. Çayda bir damla su göremedik. Çocuklara sürekli anlatıyorum, çayda eskiden nasıl oynadığımızı. Büyüklerimiz bize kızardı, “Kız başınıza çayda oynamayın, kaçırırlar sizi” diye. Köyden çok zevk alırdım. Bağlar bostanlar cıvıl-cıvıl olurdu, nüfus kalabalıktı, insanlar mutluydu. Ağustos sonu Eylül başı gibi okul açılınca ağlaya-ağlaya annemin babamın yanına giderdim.
Okulda çok hırslı ve başarılı bir çocuktum. ODTÜ kimya mühendisliğini seçmemdeki en büyük etken Hüdayi dayımdır. O’nu kendime örnek almıştım. Bizim sülalede okumuş bir Hüdayi dayım vardı birde amcamın oğulları, fakat onlar mali bilimlerle ilgili okudukları için hiç ilgimi çekmiyordu. ODTÜ kimya mühendisliğini okumaya karar verdim ve burayı bitirdim. Çevre mühendisliğinde de Master yaptım. Çok yüksek ortalamayla bitirdim okulumu. Hatta geçen sene “20.Yıl Şeref Madalyası” aldım.
Aslında dayım bana örnek olmadı, ben O’nu örnek aldım. ALLAH’ ta yardım etti. Şans faktörü varmıydı bilemiyorum ama, genelde çok çalışkan ve başarılı biriydim.
Bana örnek olan, yönlendiren olmadı. Kimse bana önderlik edip “Elektrik veya Endüstri mühendisi ol” demedi. Buraları da rahat kazanabilirdim. Fakat Kimya Mühendisliği’ni bildiğim için bu dalı seçtim. Yurtdışında Kariyer Yapma planım vardı, ama olmadı. O’nun da en büyük sebebi önümüzde önder birinin olmaması. Bayan olmamdan dolayı kendi başıma da cesaret edemedim.
Dünyanın en büyük Doğalgaz Santralı olan İstanbul-Avcılar-Ambarlı’ daki Doğalgaz santralında işe başladım ve çok başarılı işler yaptım. Oranın her bir vidasında emeğim var. Kariyerimle ilgili en büyük başarım bu oldu.
Ağustos-1999 İstanbul depremi bizi İstanbul’dan soğuttu. Ankara’ya geldim. Halen eski TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) olan EÜAŞ’ta çalışıyorum.
Sonra evlendim ve çocuk sahibi oldum. Şimdi bana fikir sormasalar bile herkese okullar konusunda fikir veriyorum, önderlik yapmaya çalışıyorum. Hatta bir çok derneğe de üye oldum. ODTÜ’lüler derneğinde danışman ablalık yapıyorum. Birilerine faydamız olur, belki daha çok severek isteyerek yapacakları bir mesleği seçerler diye. Köyden bu konuda yardım isteyen olursa seve-seve yardımcı olurum. Dershanelerin veya Lise öğretmenlerinin yönlendirmeleriyle bu işe girmemek lazım.
M.DOĞANÖZ : Gençlerimiz kariyer planı yaparlarken neye dikkat etsinler ?
M.EMRİ : Bedri Rahmi EYÜBOĞLU ’nun bir şiiri var, “Biz otobüsü kaçırmış bir ülkenin çocuklarıyız” diye. Biz öyle rahat bir ülkenin çocukları değiliz. Biz yine şanslıydık. Başarılı bir öğrenciysen ve Dershaneye ’de gidiyorsan Üniversiteyi kazanabilirdin. Şimdi öyle değil. Çok zor, aslanın ağzında değil, midesinde. Önce Türkiye koşullarını iyi araştırmalılar. İş bulabileceği, kolay yönden para kazanabileceği mesleğe yönlendirmek lazım. Sevebileceği ve başarılı olabileceği mesleği seçmesi ve yapması, ilerideki mutluğunun da anahtarı. Ben mutlu olmasam, eşim de çocuklarım da mutlu olmuyor. Ben sevdiğim işi yapıyorum. Buna çok dikkat etmek lazım.
Türkiye ‘nin durumunu iyice araştırmak lazım. Şimdi çocukları yönlendiriyorlar ya, “Topçu yada Popçu ol diye. Son derece yanlış yönlendirme. Şakası bile kötü. Ben evde çocuklarıma şakasını bile yaptırmıyorum. Onlardan çok ben iddialıyım. Çocuklarıma hep söylüyorum, yaptıklarım onlara da örnek olsun diye.
Daha çok iddialı ve hırslı olmak lazım, bugünkü Türkiye koşullarında. Olmadıkça işinizi şansa bırakmış, rastgele yapmış olursunuz. Liseyi bitirmiş bir insanın hayat görüşüyle, okumuş, hayatı belirli bir düzeyde yaşamış insanların görüşleri arasında çok fark vardır, yani bakış açıları farklıdır. Ben kendime bakıyorum, hiçbirşeye dikkat etmemişim, hasbelkader bu işin içine girmişim, ama mutluyum, olmayabilirdimde, öğretmende olabilirdim, ev hanımıda.
Bir üniversiteyi bitirmek hiçbir zaman yeterli değil. Bitirdiğiniz zaman mutlaka bir yabancı dil bilmelisiniz, ikincisi tercih sebebi. Hırslı ve iddialı olmak lazım, bir de düzenli çalışmak gerekiyor. Ben bile hala kendimi ilerletmek için ne yapabilirim diye düşünüyorum. Keşke fırsatım olsa, Almanca da öğrensem diyorum.
Bilgisayarı bilmem artı değer kazandırdı bana. İlk çalıştığım şantiyede sadece İnşaat işi vardı, Kimya ve Çevre mühendisliği işi yoktu. Bir süre Tercüman ve Bilgi İşlemci olarak çalıştım. Hiç beni rahatsız etmedi. Daha sonra gerçek anlamda Kimya ve Çevre Mühendisliği yaptım. Bu işlemi yapabilmem için bütün bunlar makul sebeplerimdi. Almanlarla devlet düzeyinde çok ciddi toplantılar yapılırdı. İngilizce’yi iyi bilmem, Bilgi İşlemi konusunda da diğer insanlardan daha iyi olmam, onlardan daha iyi bilmem her zaman tercih sebebi oldu. Aslında hiç bilgisayar kursuna gitmedim. Hep kendi kendime öğrendim. Onun için ortalamanın biraz üstünde olmak lazım. Hem nitelikte, hem başarıda, herkesin bildiği şeylerden biraz daha farklı şeyler bilmek lazım. Yani iddalı, hırslı ve çalışkan olmak lazım. Türkiyenin bugünkü koşulları böyle.
Bir çocuk liseye başladıktan sonra zamanını iyi değerlendirmeli. Şimdi mailler dolaşıyor ya, “Bizim zamanımızda cep telefonu yoktu, birbirimizin şişesinden su içerdik, macunlar yerdik, yerde bulduğumuz sakızı alır çiğnerdik, mikrop kapma riskimiz yoktu” diye. Bizim zamanımız öyleydi. Ama şimdi öyle değil. Çocuklar laylaylomlo, aman parklarda oynasınlar, mutlu olsunlarla geçirilecek zaman değil. Çocukların bu 3-4 yılını sıkı değerlendirmek lazım. İnsan ömründe 3 yıl çok uzun bir süre değil. Türkiyede bir çocuğun geleceği 3 saate dayalı.
M.DOĞANÖZ : Zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz ?
M.EMRİ : Ben çok kitap okuyorum. İş yerimde ayrı, evde ayrı kitap okurum. Benim ve eşimin işi çok yoğun olmasına rağmen, İki çocuğum olmasına rağmen biri 10, diğeri de 6 yaşında olmasına rağmen çok kitap okuyorum. Her şeyi okuyorum. Hiç kitap okumadığım dönem olduğunu hatırlamıyorum. İnsanın vizyonun ve hayat görüşünün genişlemesi için çok okumalı, bunu kitaplar fazlasıyla veriyor zaten. Aynı zamanda Ayşe’nin ve bazı arkadaşlarımın kitap danışmanıyım. Benim oğlum 6 yaşında, çok akıcı okuyabiliyor. Çünkü evde sürekli kitap okunduğunu görüyor. Öyle-öyle bizim hiç katkımız olmamasına rağmen kendi başına söktü okumayı. Biz bir şey söylemedik.
M.DOĞANÖZ : Köylülerimize bir mesajınız varmı ?
M.EMRİ : Köyümüze sahip çıkalım. Son durumuna çok üzüldüm ve hüzünlendim. Çocukluğumda gittiğim haliyle şimdiki halinin köyle hiçbir ilgisi yok. Durumu çok kötü. Eski cıvıl-cıvıl halindeki gibi köye gidip sokaklarında dolaşalım, yaşlıları ziyaret edelim. Sahip çıkmak, o değerleri korumak lazım. Şimdi düşünüyorum da, köy eskiden şimdikinden daha ileri görüşlüymüş, sinema vardı o zamanlarda, Ankara’dan köye gittiğimde sinema seyrederdim. Ankara’da hiç sinemaya gitmezdim. Köyde ortaokul vardı. Teyzemlerin balkonunda otururduk, çıllıktan gençler grup halinde top oynamaktan gelirlerdi. Kadınlar mahalle aralarında köyün belli yerlerinde otururlardı. Annemin anlattığı anıları zevkle dinliyorum, hoşuma gidiyor. Köye gittiğimizde çocuklarım bana soruyor, “Bu köy o köymü, tüm fotoğrafları burada mı çektirdiniz” diye. Hatta gelmen-gelmen sokağını anlatırken çok eylenmişlerdi.