Bir profesör sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş, o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmaları ve her çocuğun geleceği hakkında değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrencilerin hemen-hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir nasiplerinin olmadığını dile getirmişlerdi. Tam 25 yıl sonra Bir başka sosyoloji profesörü bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler o bölgeden taşınan yada ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sının fevkalade başarı gösterip avukat, doktor yada işadamı olduklarını ortaya çıkardılar. Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan çocukların hepsi o bölgede yaşadıkları için her biriyle buluşma fırsatı oldu. "O şartlarda nasıl başarılı oldunuz ?” sorusuna verdikleri cevap aynıydı : “Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı, O’nun sayesinde.”
Profesör bu öğretmeni çok merak etmişti, hâlâ hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hâlâ dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla ona bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi: “Çok basit !” dedi.
“Ben o çocukları çok sevdim !”
Perihan Öğretmenimiz de öğrencilerine ana şefkatiyle yaklaşan ve yüreğinde taşıyanlardan.Yetiştirdiği öğrencilerinin bugünkü başarısı (İsimleri bizde mahfuz) kendisi ve mesleğindeki başarısı hakkında fazla söze gerek bırakmıyor. (Genç beyin dergisinden alıntı yaptığımız yukarıdaki hikayeyi, Nurhan öğretmenimizle ortak yönlerini bulduğumuz için yayınladık)
“1941 Karaköy doğumluyum. İlkokulu köyde okudum. Ben ikizim. İkiz kardeşim Ferahnaz ÖZKAN. O’nunla çocukluğumuzda düşe-kalka büyüdük. İlkokulu başarıyla bitirdikten sonra öğretmenimin teşviki ve babamın çok arzu etmesiyle Öğretmen okulu imtihanlarına girdim ve Bolu Kız İlköğretmen Okulu’nu kazandım. Yatılı okudum. Benim için zor yıllardı. Yatılı hayatı kolay değildi, yaşım çok küçüktü. Annemden ayrılmam çok zor oldu. Köyü özlüyordum. Annem-Babamdan başka birini tanımıyordum. Burası kalabalık bir okuldu. Her bölgeden arkadaşlarımız vardı. Gittiğimde alışmam çok zor oluyordu. Bir ay hemen-hemen her gece ağlıyordum. Yatakhanemizde bırakın kaloriferi, soba bile yoktu. Nefeslerimizden çıkan buharlar buz tutardı. Son derece disiplinli bir okuldu. Sabahın altısında kalkardık. Mütalalar olurdu, sporlar yapılırdı. Senenin sonuna doğru alışırdım. Köyü ve ailemi çok özlerdim. Kuzularımız vardı. Mektubun birinde babama onların nasıl olduğunu sormuştum. Karşılığı geldi “Sen kuzuları düşünme, derslerini düşün”.
1961 Yılında başarıyla mezun oldum. Tayinim Ankara-Ovacık köyüne çıktı. Toprak evli ve koyunculuk yapan bir köydü. Köye ısınmam biraz zor oldu. O arada eşim Sami UYKULU ile tanıştım. Kısa bir süre içinde de evlendik. Ankara-Yenimahalle’ye tayinim çıktı. Oğlum Semih dünyaya geldi. Oğlumun doğumundan sonra Evimize yakın olmasından dolayı Ankara-Mithatpaşa İlkokuluna tayinimi yaptırdım. 9 Yıl çalıştıktan sonra Kurtuluş İlkokuluna tayinimi yaptırdım. Uzun süre burada çalıştıktan sonra 1984 yılında emekliye ayrıldım.
Bu kadar verimli çalışmadan sonra emekliye alışmam kolay olmadı. Eşimin görevi nedeniyle Hollanda’ya gittik. Türk çocuklarına Türkçe-Matematik dersleri ile ilgili sınıf öğretmenliği yaptım. 5 Sene de orada çalıştım. Sonra ülkemize döndük.
Meslek hayatımda çok dürüst çalıştım. Bunun karşılığını da her zaman aldım. Çok başarılı öğrenciler yetiştirdim. Onlarla şimdi gurur duyuyorum. Herkese dürüst çalışmalarını, dürüstlükten ayrılmamalarını ve özveriyle çalışmalarını tavsiye ediyorum. ALLAH o’nun karşılığını mutlaka gösteriyor.
Günümüzde insanların kendi kariyerlerini kendilerinin belirlemeleri biraz zor oluyor. İlkokuldan itibaren dürüst olan, dürüst çalışan herkes başarıya ulaşıyor. Özellikle benim Kurtuluş İlkokulundan mezun ettiğim 5 yıllık son iki dönemde çok başarılı öğrencilerim oldu. Kendileriyle karşılaştığımda, öğretmenler gününde beni aradıklarında onlarla her zaman gurur duyuyorum. Bu benim başarım olmakla birlikte, verdiğim başarılı eğitimin karşılığını görmüş olmaları.
Çocukları sadece eğitim olarak görmedim. Eğitim ve Öğretim. Özellikle onların psikolojilerini incelerdim ve onlara yakın davranırdım. Çok problemli öğrenciler vardı. Öncelikle onların problemlerini çözmek için uğraşırdım. Çocuklar beni ikinci annesi olarak görüyorlardı. Hep etrafımdaydı, teneffüste bile beraberdik. Onları mutlu görünce ben de çok mutlu oluyordum. Başarımın bir yönü de bu.
Babam çok istekliydi. İki ablam vardı, biz ikiz olmuştuk. Erkek çocuk istemesine rağmen. Bizi okutarak tatmin olma yolunu seçti. Köyde ilk okuyanlardan birisi de benim. Şadiye diye bir arkadaşım vardı. Okulu beraber kazandık ve beraber gittik. Bizden önce, Zekiye abla, Selehattin abi, Aktaş abi vardı. Biz Dördüncü-Beşinci kişiyiz. Köye tatile geldiğimiz zamanlarda elbise giyme veya kısa kollu giymemize bazı kimseler karşı çıkıyordu. Tüm bu zorluklara rağmen okuduk. Çok mutluyum babam böyle bir istekte bulunduğu için. Babamın ve tabiiki kendi isteğimle bir meslek edindim. Şimdi emekliyim. Köyümüzde babamın evinde tadını çıkarıyorum.
Ablalarım okumamı kıskanmadı, çünkü onların zamanında okuma olayı yoktu. Bizden sonra şimdi ALLAH’a şükür meslek sahibi olan çok fazla. Doktor, Mühendis, aklınıza ne meslek gelirse hepsi var.
Karaköylü olmaktan mutluyum. Köyümüzü ve halkını çok seviyorum. Eşimde çok şükür köyü çok seviyor. Çocukluğu köyde geçmiş. Çocuklarım da köyü çok seviyorlar. Oğlum, kızım, torunlarım hepsi. Ben buradayım, onlar gelip gidiyorlar, bizi de mutlu ediyorlar.”