|
YAZILI TARİHİ
Köyümüzün tarihine ait en eski yazılı kayıtlara, "Tapu
Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-i Kadime Arşivinde" bulunan Hicri
981 / Miladi 1572 tarihli 68 nolu Bursa Mufassal Tahrir
Defterinde yer alan Nallıhan ile ilgili bölümde
rastlamaktayız. 68 Nolu Mufassal-ı Liva-ı Hüdavendigar(*)
tahrir defterinde Nallıhan "Nahiye-i Karahisar-ı Na'llu"
olarak geçmekte ve kendisine 144 köyün bağlı olduğu
yazılmaktadır. Bağlı köylerden biri de bizim köyümüzdür ve adı
da "KARA" dır.
¹
Ayrıca Hicri 1311 / Miladi 1893 , Hicri
1318 / Miladi 1900, Hicri 1325 / Miladi 1907 tarihli Ankara
Vilayeti Salnamelerindeki Nallıhan Kazası ile ilgili kayıtlarda,
bağlı köylerin arasında köyümüzün ismi yine "KARA" olarak
geçmektedir .²
Köyümüzün isminin etrafındaki kayalara istinaden Kaleköy,
Uludereden göçmesi dolayısiyle de Ulukaraköy gibi adlardan
geldiği ve bugünkü şeklini aldığı söylensede bu bilgilerin doğru
olduğu kanaatinde değiliz. 1572 Yılından KARAKÖY adını aldığı
1928 Yılına kadar KARA olarak anılmış ve bu şekilde resmi
kayıtlara geçmiştir. Osmalıcada KARA "Bahçe ve Bostan içindeki
su arkı" anlamına gelmektedir ki bu tanım tarafımızdan da kabul
görmektedir. Zira arazilerimizin büyük çoğunluğu sulu arazidir
ve bunların sulaması da ark kazılarak yapılmaktadır.
Köyümüzün ilk yerleşkesi Uluderede olup
1800 Yılların başında yaşanan felaketin ardından, bugünkü
yerleşkesine taşınmıştır. İlk göçenler Hacı Hafız’ lar,
Bacaklar, Berberler, Efendi’lerdir.
İlk yapılan bina ise "Bambulun" evidir. Belenköy ve
Aşağı Asarcık'ta bulunan köy de buraya katılmışdır.
Uluköy
yönüne de göçün
olduğu kabul edilebilir. Fakat bu göç Uluköy'ü yeniden
oluşturacak kadar büyük olmamıştır. Resmi kayıtlardan
da anlaşılacağı üzere göçten önce de Uluköy'ün zaten var olduğu
açıktır. Oraya katılım olmuştur.
Köyümüzün kurucularının ve ilk yerleşimcilerinin XI yüzyılda Oğuzların Kayı boyuna ait bir grup olduğu ve bu grup tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında Tarihçi Plinius'un (M.S 3.YY)
ve W.M.Ramsey'in yol haritalarında Bithinyalılar döneminden (M.Ö 200)
başlayarak Siberis (Aladağ) ırmağı boyunca yerleşim birimleri
yer almaktadır. Buradan yola çıkarak köyümüzün tarihini 2000 yıl
geriye götürebiliriz. Kayıtlarda Sykeon' dan (Çayırhan) itibaren
Siberis (Aladağ) vadisine doğru birçok yerleşim yerinden bahsedilmektedir.
Bilinenler Byzilica, Xeroniaca ve Mozemea'dır. Köyümüzün ilk yerleşkesi olan Uludere, eski
çağlarda yerleşim yerlerinin yaşaması için gerekli olan üç şartı
da karşılamaktadır : Yerleşim yerini çevreleyen ova verimli bir
tarım alanıdır. (Tokolbükünden itibaren Asarcığa kadar olan
bölge), Yerleşim yerinin kurulduğu alan, savunmada
üstünlük sağlaması için sarp kaya veya yamaçtır ve yerleşim yeri
için gerekli olan su yakındaki kaynaklardan sağlanmaktadır. (Aladağ
Çayı)
Bölgemizin Tarihi
(10a) :
Şu ana
kadar yaptığımız araştırmalar sonucu elde ettiğimiz bilgiler
ışığında ve yoruma açık olmak üzere Bölgemiz Tarihi hakkında
kısaca şu bilgileri verebiliriz :
Bölgemize ilk
yerleşenler Hint-Avrupa kökenli Luwi'lerdir. M.Ö 3000 Yılının
ikinci yarısında Beypazarı ve
çevresine yerleşmişler, madencilikle uğraşmışlar ve buraya
Lagania adını vermişlerdir. Bunlardan sonra Kızılırmak
kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri'lerin de bölgeye
yerleştikleri tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Luwi'lerin
etkinliğini kaybetmesinden sonra ise bölgeye M.Ö 1200 yılından
itibaren Hititler egemen olmuştur. Hitit İmparatorluğundan sonra
M.Ö 750 yılından itibaren Orta Anadolu'da ikinci büyük devlet
olan Frigler' dir. Bu dönemde Antik Frigya bölgesinde Anadolu
koyun ve keçilerinin yünü oldukça kaliteli ve ünlüydü. Hitit'ler
döneminde yapılan taş kabartmalarda tiftik keçisi motiflerine
rastlanılması bu düşünceyi doğrulamaktadır. (Günümüzde "Moher"
diye bilinen Dünyaca ünlü bu yün, Ankara ve özellikle yöremizde
yetiştirilen keçilerden elde edilmektedir) Friglerden sonra
Sakarya Nehri (Sangarios) civarında yaşayan Galat'lardır. (M.Ö
3.YY) Galatlardan sonra bölgenin hakimi Roma'lılar olmuştur (M.S. 4.
YY).
Roma İmparatorluğu döneminde 600 lü
yıllarda yaşayan Hristiyan Piskopos Aziz Theodoros, Sykeon Köyü
(Çayırhan) doğumludur.
Anadolu'ya Türk akıncılarının gelmesiyle Bölgemize ilk Türk
Boyları olarak Maraş ve Adana yörelerinden Eşrefoğulları,
Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları'nın yerleştikleri
bildirilmektedir. Aşiret olarak ise ilk yerleşenler, Türkmen
taifesi olan Çobanoğlu aşireti, Yörükan taifesi olan Güdük,
Nallı (Nallu) ve Narlı (Narlü) aşiretleridir. Bölgede önce
Danişmendliler'in (1100 Yılları), daha sonra 1127'de Anadolu
Selçuklu nüfuzuna girmesiyle Selçukluların hakimiyeti başlar.
Kral Yolu - İpek Yolu (Nallıhan-Çayırhan-Beypazarı-Ayaş) : M.S 2.
ve 3. Yüzyıllarda doğudaki savaşların önem kazanması ve yolların
daha çok kullanılması sonucu bölgemiz, orduların durak ve ikmal
yaptıkları bir yöre olarak gelişmiş ve Anadolu'nun koruma
sisteminin merkezi haline dönüşmüştür. 4.Yüzyılda saray erkanı,
resmi ulaklar, askerler ve din adamları bölgemizden devamlı
geçen bir trafik oluşturmaktaydı. Roma İmparatorluğu döneminde
Doğu-Batı doğrultusunda Trakya'dan başlayıp İznik'ten geçerek
Nallıhan-Beypazarı ve Ankara yöresine ulaşan anayol buradan da
Klikya ve Suriye'ye uzanıyordu. Med ve Pers İmparatorluk
orduları Anadolu'ya, Yunanistan'a ve Balkanlar'a karşı
giriştikleri savaşlarda daima bu yolu kullanmışlardır. Grekler
bu yola "Kral Yolu" adını vermişlerdir. Ünlü Yunan tarihçisi
Heredot M.Ö 5.YY'da bu yoldan bahsetmiştir.
Anadolu'da 11 YY'da Türkler ile Bizanslılar
ve Haçlılar arasındaki savaşlar, ticaret yollarının güvenliğini
bütünüyle ortadan kaldırmış ve ticaret engellenmiştir.
Selçukluların bölgede siyasi birliği kurması, Sultanların
çabası, gümrük vergilerinin azaltılması, sigorta ve yol
güvenliliğinin sağlanması, ana güzergahlara kervansaraylar,
hanlar ve menzil yerlerinin yapılarak konaklama imkanlarının
artırılmasıyla birlikte İpek Yolu tekrar eski canlılığını
kazanmıştır. Yöremizden geçen İstanbul-Bağdat-Halep-Tebriz ve
Bursa-Tebriz-Bağdat-Halep İpekyolu Ankara'yı İstanbul ve
Bursa'ya bağlamaktadır.
ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ
³
Nallıhan İlçesi-Askerlik şubesine kayıtlı olup, 93 harbi
(1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı), Osmanlı-Yunan Savaşı (1897) ,
Trablusgarp Savaşı (1911) Birinci Dünya Harbi (1914-1918
/ Çanakkale, Filistin, Galiçya Cepheleri) İstiklal Savaşı,
Balkan Harbi ve Kore Savaşına katılıp Şehit ve Gazi olan köylülerimizin adları
şöyledir. (Bu vesile ile kendilerini Rahmetle anıyoruz)
Şehitlerimiz :
|
Lakabı |
Baba Adı |
Adı |
D.Yılı |
Savaş |
Cephe |
Ö.Tarihi |
Ölüm Yeri |
|
|
Mehmet |
Ahmet |
1315 |
1.Dünya |
Filistin |
21.05.1917 |
Gazze |
|
Dedemoğullarından |
Mehmet |
Hüsnü |
1308 |
1.Dünya |
Çanakkale |
18.02.1915 |
Arıburnu |
|
Karahasan |
Recep |
Mehmet |
1300 |
İstiklal |
Garp |
29.08.1922 |
Meydan Harbi |
|
|
M.Ali |
M.Ali |
1294 |
1.Dünya |
Çanakkale |
26.06.1915 |
Arıburnu |
|
|
Hasan |
Mustafa |
- |
1.Dünya |
Çanakkale |
18.06.1915 |
B.H.Hast |
|
Hocaların |
|
Hasan |
- |
1.Dünya |
Çanakkale |
|
|
Gazilerimiz :
|
Adı Soyadı |
Baba Adı |
D.Tarihi |
|
İsmail KALKAN |
Mustafa |
1301 |
|
Hilmi İLHAN |
Ahmet |
1311 |
|
Hüseyin BACAK |
İbrahim |
1313 |
|
Süleyman ORAL |
Mehmet |
1314 |
|
Mehmet TANIŞAN |
Mehmet |
1314 |
|
İbrahim SEMİZ |
Hüseyin |
1316 |
|
Abdullah ALBAYRAK |
Ahmet |
131- |
|
Nebi PAŞAYİĞİT |
Hüseyin |
1317 |
|
Mustafa AYKUT |
Rıfat |
1317 |
|
Hamdi SALTIK |
Mehmet |
1309 |
|
Berberlerin İsmail |
Osman |
|
|
Ahmet İLKAYA |
Yunis |
1938 |
COĞRAFİ DURUM :
Köroğlu dağlarının eteklerinde, Aladağ Çayı’nın kenarında
kurulan köyümüz, Ankara ili, Nallıhan ilçesi ve Çayırhan
beldesine bağlı olup, Ankara’ya 140, Beypazarı ve Nallıhan’a 40,
Bolu’ya 170 km. mesafededir. İpekyolu üzerinde, Ankara’nın kuzey
batısında ve Bolu’nun güneyinde yer almaktadır. Deniz
seviyesinden yüksekliği 650 mt. dir. Aladağ Deltasında bulunan Nallıhan Kuş
Cenneti ve T.E.M.A vakfı tarafından Erozyon Müzesi ilan edilen
açık hava müzesi köyümüzün hemen yakınındadır.
DOĞA SPORLARI :
Raftrig : Mart ve Nisan aylarında Aladağ Çayı'nın
debisinin (2-3) düşük olması, bu sporu amatörce yapmak
isteyenler ve yeni başlayanlar için uygundur.
Trakking : Arazinin yer-yer
engebeli, yer-yer de düz olması, dağlık bir araziden geçmesi ve
Aladağ Çayı kenarını takip etmesi yürüyüş parkurunu uygun
hale getirmektedir.
Yamaç Paraşütü : Köyümüzün etrafı dağlarla
çevrilidir. Vadisi uzundur. Günümüzde köylerde de yapılabilen bu
spor için, köyümüzün şartları da oldukça uygundur.
İKLİM :
Kara ikliminin hakim olduğu köyümüzde yazlar sıcak ve kurak,
kışlar ise soğuk ve yağışlı geçmektedir.
NÜFUS :
Köyümüzün 1935 - 2007 yılları arasındaki nüfusu şöyledir :
|
1935 |
1940 |
1950 |
1955 |
1960 |
1970 |
1980 |
1990 |
1997 |
2000 |
2007 |
|
676 |
716 |
810 |
780 |
775 |
713 |
875 |
598 |
397 |
379 |
281 |
1980 İtibariyle Nallıhan köyleri içinde
ikinci sırada iken, 2000 yılında dokuzuncu sıraya gerilemiştir. 1980
ile 2000 Yılı arasındaki 20 yıllık süreçte azalma oranı %64
tür. Nüfusumuzun
giderek azalmasının başlıca sebepleri ; bilinçli nüfus
planlaması, tahsile bağlı nitelikli göç ve ekonomik sebeplerden
kaynaklanan göç'tür. Nüfusun çoğunluğu köyde yaşamakta ve tarımla uğraşmakta, bir
bölümü Ankara, İstanbul, Beypazarı ve Çayırhan’da, bir bölümü de
Almanya’da yaşamaktadır.
EKONOMİ :
Köyümüzün önünden geçen Aladağ çayı, vadi boyunca uzanan
sulu tarım arazilerine ayrı bir bereket getirmektedir. Uzun
yıllar boyunca Pirinç tarımı yapılmıştır. Şimdi ise Sebze ve
Buğday ekilmeye başlanmıştır. 3.000 Dönüm sulak, 2.400 dönüm
kıraç arazisi vardır. Diğer bir geçim kaynağı ise Çayırhan Kömür ocağı ve Termik Santralı’dır. Ayrıca 2 adet Un
Değirmeni, 2 adet Çeltik Fabrikası, 85 adet Traktör, 3 adet
Kahvehane, 3 adet Bakkal, 1 adet Berber, 1 adet Ayakkabı
Tamircisi, 2 Mezbaha ve az miktarda da Friz cinsi süt ineği bulunmaktadır. Çeltik
tarımının terk edilmesiyle birlikte Çeltik fabrikaları atıl durumda
kalmıştır.
Büklerimizin Detayları :
|
Sulu Arazi / Dönüm |
|
Kıraç / Dönüm |
|
Tokolbükü |
400 |
|
Uluköy Kırı |
1.200 |
|
Yaraltı |
200 |
|
Taşlı Harmanlar ve |
1.200 |
|
Banaltı |
300 |
|
Tokolbükü Kırı |
|
|
Ötaka |
600 |
|
|
|
|
Yukarıbağ |
300 |
|
|
|
|
Sinebükü |
150 |
|
|
|
|
Çevrik |
150 |
|
|
|
|
Asarcık |
150 |
|
|
|
|
Arabalıyeri |
150 |
|
|
|
|
Sulukıraç |
300 |
|
|
|
|
Bağlar |
300 |
|
|
|
|
Toplam |
3.000 |
|
|
2.400 |
Bağlarımızda Yetişen Meyvelerimiz :
Dut, Kiraz, Vişne, Erik, Kayısı, Şeftali, Elma, Armut, Ahlat,
Üzüm, Ayva, Nar, Ceviz, Üvez, Döngel, İncir, Çitirmik, Fındık,
Badem, Antep Fıstığı
Sebzelerimiz :
Domates, Biber, Patlıcan, Kabak, Fasulye, Patates, Kavun,
Karpuz, Ekin, Arpa, Nohut, Mercimek. Ayrıca yağ (Şırgın Yağ)
ihtiyacını karşılamak için ekilen Susam ile başlıca geçim kaynağı olan
Çeltik ekimi de birkaç yıldır yapılmamaktadır.
Bazı İstatikler :
|
Hizmet Türü |
Yıl |
|
Elektiriğin Bağlandığı Yıl |
1965 |
|
Tek Telefon |
1980 |
|
Evlere Telefon |
1983 |
|
Telefon Abone Sayısı |
285 |
|
İlk Yol Yapımı |
1945 |
|
Asfalt |
1992 |
|
Avlulara Su |
1970 |
|
Evlere Su |
1990 |
|
Kanalizasyon |
1994 |
|
Su Altyapı Revizyonu |
2005 |
|
Beton Köprü Yapımı |
1971 |
|
İlkokulun açılması |
1928 |
|
Ortaokulun açılması |
1975 |
SÜLALELER :
Abagatlar, Ahmadağalar, Ahmatçavuşlar, Akgızlar, Aliefendiler, Allar, Assinin Üssünler, Aşıkgariplar, Ataş Mehmetler, Atçalılar, Ayanlar, Azizler, Bacaklar, Battılar, Bayramlar, Berberler, Bilalağalar, Caferler, Çakıllar, Çataklılar, Çolaklar, Çoodarlar, Çöneler, Davulcular, Dedemoğulları, Delalar, Deligızlar, Delasanlar, Delihavvalar, Deymenciler, Dikci Aliler, Dikciler, Emcikliler, Estiler, Eşraflar, EyriAhmatlar, Fatmalar, Gadılar, Gakcılar, Gara İlyazlar, Garabacaklar, Garabeller, Garapışlar, Gart Niyaziler, Gasabeller, Gaveciler, Gayış Gadirler, Gıvraklar, Gogalar, Gonaklıla, Güdükler, Gülhanlar, Hacımollalar, Hacipler, Hakimler, Hakkının Mustafalar, Haliller, Haramılılar, Hasandayılar, Hasanhusalar, Hasbiler, Hastalar, Hatıplar, Haticenin İsmiller, Haydarlar, Hidayetler, Hilmiler, Hocalar, Irzalar, İbrem Kayalar, İlhanlar, İmamlar, Kaayalar, Karahasanlar, Kerim Üssünler, Kömürcüler, Körpeşliler, Köseler, Kötüsülmanlar, Kütüpler, Lalenin Üssünler, Macırlar, Musalar, Nazımlar, Nebiler, Nuhlar, Onbeşliler, Osmanağalar, Perişanlar, Rahimeler, Raşitler, Sarasanlar, Seferler, Seklililer, Sofular, Sootalar, Sülmanlar, Takattinler, Terziler, Tirekiler, Topal Mehmetler, Urfatlar, Yakuplar, Yanızlar
Mahallelerimiz :
Yukarı Mahalle
Aşağı Mahalle
Gaz Mahallesi
Sellik Mahalle
Şallak Mahalle
Çıllık
Sekmeç
Çankaya Mahallesi
İLETİŞİM :
Köyümüzde 1980 yılına kadar iletişim, köylü kahvesine
kurulan ve Çayırhan Santrali'ne bağlı olan manyetolu
telefonla sağlanırdı. Tek kollu olan telefonu kullanmak için
önce kol çevrilir, santral görevlisine görüşülmek istenen numara
yazdırılır, konuşmanın türü (normal, acil veya yıldırım) seçilir
ve saatlerce beklenirdi. Dışarıdan arayan birisi köylü
kahvesinde rasgele çıkan birisine "Bizim falancaya bi ünnive"
diye ricada bulunur ve gelmesini beklerdi. 1983 Yılından
itibaren iletişimin hızla yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir.
Önce Manuel Telefon Santralının eski Muhtarlık Binasının altına
kurulması, akabinde telefonun hızla evlere dağılması, kısa bir
zaman sonra da Otomatik Telefon Santralının eskisinin yerine
hizmete sokulması iletişimi çağdaş seviyeye getirmiştir. Mektupla iletişim ise resmi tebligat ve mektupların dışında
genellikle Beypazarı'nda "Şapkacı Cemal Gökmen eliyle" veya
"Terzi Ahmet Ceyhan eliyle" yapılırdı.
ULAŞIM :
Köyümüzden şehre yani Beypazarı (Şeere) ve Nallıhan'a
(Han'a) ulaşım
1950 Yıllarına kadar At ve Eşekle yapılmış, Willyz Ciplerinin
çıkmasıyla da bunlarla yapılmaya başlanmıştır. Umumi olarak
ulaşım 1960'lı
Yıllardan 1970 yıllarının başlarına kadar, İlyaz'ın (Kırmızı Thames Trader
marka) Kamyonuyla yapılmıştır. Sabahın erken saatlerinde
Odanın Önünden kalkan kamyonun kasasına binilir, U şeklinde
sıralanmış ve kapaklara yaslanmış oturaklara oturulur, mavin Üssünün
kasanın arka kapağını kapatmasıyla da yolculuk başlamış olurdu.
Kış günleri kamyonun kasasına soba kurulur, sıcacık ve keyifli
bir yolculuğun tadına doyulmazdı. (Keşke yanımıza Kestane, Mısır
veya Gumpir alsaydık, sobada pişirir, Beypazarı ve Nallıhan'a
yapılan uzun yolculuğu daha da keyifli hale getirebilirdik)
Erken gelen sobaya yakın bölümden yer kapışır, geç gelen ancak
arka kapağa yakın bölümden yer bulabilirdi. Bu ise yolculuk
süresince birazcık donmak anlamına gelirdi. Ama olsundu. Nasıl
olsa yer bulunmuştu ya, gerisi önemli değildi. Şoför mahalline
ise 2 hatırlı kişi
binerdi. 1970 Yılların başında Minibüslerin, taksi olarak ta
Reno, Murat124 ve Anadol marka otomobillerin köye gelmesiyle hız
ve kalite de artmış oldu.
Köylülerimizin Pazartesi günleri
Nallıhan'a, Çarşamba günleri de Beypazarı'na yaptıkları
seferlerin amacı, pazar ihtiyaçlarını karşılamak, mal satmak,
adli, idari ve mali problemlerini çözmek içindi.
Günümüzde ise umumi ulaşım Minibüsle Pazartesi ve Çarşamba
günleri Beypazarı'na yapılmaktadır.
MİMARİ :
Aladağ çayı üzerinde kurulan köprüyü geçtikten sonra
başlayan ve geniş bir yoldan devam eden köyümüzde, sokaklar yer
yer dar ve yer yer de geniştir. Köyün altında sebze ve
meyve ihtiyaçlarının karşılandığı bağlar bulunur. Tarlalar Aladağ çayı etrafında, yapılan hasadın evlere kolayca
nakliyesini sağlayan harmanlar da köyümüzün hemen yanıbaşında
yer almaktadır. Altyapısı yeni çözülmüştür. Belli bir planı
yoktur. İhtiyaca göre genişlemektedir. Toplayıcı merkezi
kahvehanelerin ve muhtarlık binasının bulunduğu Odanın Önü'dür.
Eski Osmanlı kırsal mimari özelliklerini bugünde
yaşatmaktadır.
Başlıca geçim kaynaklarının tarım ve hayvancılığa dayalı olması,
ataerkil bir aile yapısının benimsenmesi köyümüz mimarisinin bu
kriterler üzerine gelişmesine sebep olmuştur. Halen
kullanılmakta olan eski yapılar ; etrafı çakıl taşıyla örülmüş
duvarla çevrili geniş bir avlu, avluya açılan
ve öküz arabası veya traktörün rahatça girmesini sağlayan geniş
ve iki kanatlı ahşap bir kapı; bazı tarım aletlerinin, patates,
soğan, kavun, karpuz, üzüm gibi çeşitli meyvelerin ve hayvanların kışlık yiyeceklerinin
saklandığı samanlık, barınmalarını sağlayan dam, kümes,
folluk, afır, çeşme, bir yada iki katlı ahşap evden oluşmaktadır.
Duvarlar zeminden itibaren 1.kata kadar kesme taş, taşıyıcı
kolonlar oklan, zemin ve tavan tahta, duvar 1.kattan çatıya kadar kerpiç veya tuğla
ile örülüdür. Evlerin alt katı Dam'dır. Isınma için avantaj sağlar. Birinci katı bir aşevi,
bir veya iki oda, kiler, meyve ve
kurutulmuş sebzelerin saklandığı tavan, süt ve yoğurtların
saklandığı tel kapaklı raf, genişçe bir çardak, abdaslık ve heladan
oluşmaktadır. Odalarda ocak, sergen, yüklük, iki yada üç raflı
ve mücüreli dolap, almazlık, idare
lambası için raf ve sedir bulunmaktadır. İkinci kat yeni evlenen
evin oğluna ayrılmıştır. Genelde bir oda ve seki'den oluşur.
Evlerin çatısı toprak dambaş, çingova veya kiremit'tir. Yağan
yağmur sularının eve akmasını önlemek için silindirik büyük bir
taş (Yuvallak), toprağı sıkılaştırmak için dambaş üzerinde gezdirilir.
Ayrıca suların tahliyesi için uçlara cöğürtlen konur.
Köyümüzde son 30 yıldır yapılan binalar ise genellikle modern
betonarme yapılardan oluşmaktadır.
Bunun başlıca sebepleri ; artan refah seviyesi, kültürel
değişim, azda olsa nitelikli göçün köye doğru akması, dışarıda
yaşayan hemşerilerimizin içinde bulunduğu yerin mimari tarzını
benimsemiş olmaları ve bunu da yaptıkları binalara
yansıtmalarıdır.
KÜLTÜREL YAPI :
Okuma oranı oldukça yüksektir. Dışarıya nitelikli göç verme
bakımından Türkiye’de önde gelen köylerden biri sayılır.
Çiftçiliğin getirisinin yüksek olduğu dönemlerde çocukların
tahsile yönlendirilmeleri, teşvik edilmeleri ve çeşitli
metotlarla zorlanmaları
oldukça anlamlıdır. Yakın tarihimizde ise 1978 Yılında faliyete
geçip öğrenci yokluğundan kapanan ortaokulumuz, okuma oranını
yükselten diğer faktörlerden biridir. 1960'lı Yıllarda faaliyete
geçen köy sineması, televizyonun yaygınlaşmaya başlamasıyla
birlikte 1970'li yılların sonuna doğru faaliyetine son
vermiştir.
OKULUMUZ :
Köylülerimiz tarafından yaptırılan, 3 derslik, bir koridor, bir
öğretmenler odasından oluşan; Ahşap, Tuğla ve Kerpiçten yapılan
ilk okul binamız 1928 Yılında hizmete girmiştir. 1948 Yılında bakıma
alındığından dolayı, bir yıl süre ile öğretime şu anda
Hilmilerin evi olan Halkevinde devam edilmiştir. 1966 Yılında ise halen ayakta olan;
2 Derslik, 1 Öğretmenler Odası, 1 Mutfak ve 1 Koridordan oluşan Taş bina hizmete
girmiş ve 1995 Yılına kadar hizmete devam etmiştir. 1978
Yılında eski okul binamız Ortaokul olarak hizmet vermiştir.
1928 Yılından itibaren köyümüzde görev
yapan öğretmenlerimizden ismini tespit edebildiklerimiz :
Abdullah bey (Beypazarlı) 1928 - 1938
Şevket DOĞAN 1938 - 1945
Yaşar bey
Hüseyin ve Nezihe Yücel
Nezihe Hn.
Hulusi İl
Abdullah AKTAŞ 1957 - 1959
Sezer ALBAYRAK (Vekaleten)
Yusuf bey
Şadiye Hn
Hulusi AYDEMİR
Ahmet YENİCE
Ahmet Zeki ERTUĞRUL
Sabahattin OĞUZ
Mustafa CEYLAN
Nebiye ENGİN
CAMİLERİMİZ :
Köyümüzde Yukarı Cami ve Aşağı Cami olmak üzere iki adet
Cami bulunmaktadır. Yukarı Cami 1865 yılında, Aşağı Cami ise
1911 yılında yapılmıştır. Mimarileri hemen hemen aynıdır.
Temelden itibaren duvarları kesme sarı taş, minare direkleri
oklan, tavanları, şerefeye çıkan merdivenleri, son cemaat
yerleri ve kadınlar mahfili ahşaptır. Tavan süslemeleri ahşap
oymacılığının güzel örneklerini sunmaktadır. Yukarı Caminin
hemen yanında yer alan Oda, hem namaz öncesi ve sonrasında
cemaatin sohbet yeri, hem de gelen misafirlerin gece
konaklamalarını sağladıkları yer olarak kullanılmıştır.
Yakın zamana kadar Yukarı Cami vakit namazları, Aşağı Cami ise
Cuma, Bayram ve Cenaze Namazları için ve ayrıca mevlitlerde
kullanılmakta idi.
Halihazırda Aşağı Cami hizmet etmektedir. Ayrıca bodrum katı
yemekli mevlitler için yemekhane olarak kullanılmaktadır.
KÂYALARIMIZ :
Bir duyurunun yapılması, alınan kararın tebliği, uyarı,
çağırma, davet gibi konuların köylüye duyurulması görevini,
camilere hoparlör takılıncaya kadar kâyalar yapmaktaydı. İlânın
ardından halen günümüzde de söylenmekte olan "Ataşlarınıza
dikkat edin, ataşlarınıza mukat olun" uyarısı yapılırdı.
İlân üç yerde tekrar edilirdi :
- Allan Dambaşı
- Samanlığın Dambaşı (Yer olarak böyle bildirildi)
- Hatıbın Ahmadın Dambaşı
Bilinen Kâyalar:
- Kâya Hasan (Kâyasan)
- Kör Kâya
- Kâya Abdullah
TÜRBELER :

Köyümüzde ikisi köy girişinde, ikisi Tonsubağ yolu
kenarında olmak üzere 4 adet türbe bulunmaktadır. Kim
olduklarına dair herhangi bir belgeye veya kitabeye
rastlanmamıştır. Dördününde mezarları terstir yani ayak uçları
kıbleye doğrudur.

[Köyümüzdeki Türbeler konusunda ise şunu söyleyebiliriz : Türk
ve İslam geleneklerinde Türbe inşa etmek, o kişiye saygının
sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayatında yaptıklarını gelecek
nesillere aktarmak, ibret almak, ruhaniyetinden istifade etmek,
hürmetine dua etmek türbe yapımı konusunda önemli rol
oynamıştır. Ancak Köyümüzdeki türbelerin mezarlarının ters
olması, kitabe, bilgi ve belge bulunmayışı, haklarında anlatılan
hikayelerin ise bugüne kadar okuduğumuz, dinlediğimiz İslam
Alimleri kıssalarına benzemeyişi onların TÜRBE'den ziyade
sıradan bir mezar olduğu tezimizi güçlendirmektedir. Bu görüşler
şahsi görüşümüz olup yönlendirme amacı taşımamaktadır]
|