TARİHÇE


YAZILI TARİHİ
Köyümüzün tarihine ait en eski yazılı kayıtlara, "Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-i Kadime Arşivinde" bulunan Hicri 981 / Miladi 1572 tarihli 68 nolu Bursa Mufassal Tahrir Defterinde yer alan Nallıhan ile ilgili bölümde rastlamaktayız. 68 Nolu Mufassal-ı Liva-ı Hüdavendigar(*)  tahrir defterinde Nallıhan "Nahiye-i Karahisar-ı Na'llu" olarak geçmekte ve kendisine 144 köyün bağlı olduğu yazılmaktadır. Bağlı köylerden biri de bizim köyümüzdür ve adı da "KARA" dır. ¹

Ayrıca Hicri 1311 / Miladi 1893 , Hicri 1318 / Miladi 1900, Hicri 1325 / Miladi 1907 tarihli Ankara Vilayeti Salnamelerindeki Nallıhan Kazası ile ilgili kayıtlarda, bağlı köylerin arasında köyümüzün ismi yine "KARA" olarak geçmektedir .²

Köyümüzün isminin etrafındaki kayalara istinaden Kaleköy, Uludereden göçmesi dolayısiyle de Ulukaraköy gibi adlardan geldiği ve bugünkü şeklini aldığı söylensede bu bilgilerin doğru olduğu kanaatinde değiliz. 1572 Yılından KARAKÖY adını aldığı 1928 Yılına kadar KARA olarak anılmış ve bu şekilde resmi kayıtlara geçmiştir. Osmalıcada KARA "Bahçe ve Bostan içindeki su arkı" anlamına gelmektedir ki bu tanım tarafımızdan da kabul görmektedir. Zira arazilerimizin büyük çoğunluğu sulu arazidir ve bunların sulaması da ark kazılarak yapılmaktadır.  

Köyümüzün ilk yerleşkesi Uluderede olup 1800 Yılların başında yaşanan felaketin ardından, bugünkü yerleşkesine taşınmıştır. İlk göçenler Hacı Hafız’ lar, Bacaklar, Berberler, Efendi’lerdir. İlk yapılan bina ise "Bambulun" evidir. Belenköy ve Aşağı Asarcık'ta bulunan köy de buraya katılmışdır.

Uluköy yönüne de göçün olduğu kabul edilebilir. Fakat bu göç Uluköy'ü yeniden oluşturacak kadar büyük olmamıştır. Resmi kayıtlardan da anlaşılacağı üzere göçten önce de Uluköy'ün zaten var olduğu açıktır. Oraya katılım olmuştur.

Köyümüzün kurucularının ve ilk yerleşimcilerinin XI yüzyılda Oğuzların Kayı boyuna ait bir grup olduğu ve bu grup tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında Tarihçi Plinius'un (M.S 3.YY) ve W.M.Ramsey'in yol haritalarında Bithinyalılar döneminden  (M.Ö 200) başlayarak Siberis (Aladağ) ırmağı boyunca yerleşim birimleri yer almaktadır. Buradan yola çıkarak köyümüzün tarihini 2000 yıl geriye götürebiliriz. Kayıtlarda Sykeon' dan (Çayırhan) itibaren Siberis (Aladağ)  vadisine doğru birçok yerleşim yerinden bahsedilmektedir. Bilinenler Byzilica, Xeroniaca ve Mozemea'dır. Köyümüzün ilk yerleşkesi olan Uludere, eski çağlarda yerleşim yerlerinin yaşaması için gerekli olan üç şartı da karşılamaktadır : Yerleşim yerini çevreleyen ova verimli bir tarım alanıdır. (Tokolbükünden itibaren Asarcığa kadar olan bölge),  Yerleşim yerinin kurulduğu alan, savunmada üstünlük sağlaması için sarp kaya veya yamaçtır ve yerleşim yeri için gerekli olan su yakındaki kaynaklardan sağlanmaktadır. (Aladağ Çayı)    

Bölgemizin Tarihi (10a) :  Şu ana kadar yaptığımız araştırmalar sonucu elde ettiğimiz bilgiler ışığında ve yoruma açık olmak üzere Bölgemiz Tarihi hakkında kısaca şu bilgileri verebiliriz :

Bölgemize ilk yerleşenler Hint-Avrupa kökenli Luwi'lerdir. M.Ö 3000 Yılının ikinci yarısında  Beypazarı ve çevresine yerleşmişler, madencilikle uğraşmışlar ve buraya Lagania adını vermişlerdir. Bunlardan sonra Kızılırmak kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri'lerin de bölgeye yerleştikleri tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Luwi'lerin etkinliğini kaybetmesinden sonra ise bölgeye M.Ö 1200 yılından itibaren Hititler egemen olmuştur. Hitit İmparatorluğundan sonra M.Ö 750 yılından itibaren Orta Anadolu'da ikinci büyük devlet olan Frigler' dir. Bu dönemde Antik Frigya bölgesinde Anadolu koyun ve keçilerinin yünü oldukça kaliteli ve ünlüydü. Hitit'ler döneminde yapılan taş kabartmalarda tiftik keçisi motiflerine rastlanılması bu düşünceyi doğrulamaktadır. (Günümüzde "Moher" diye bilinen Dünyaca ünlü bu yün, Ankara ve özellikle yöremizde yetiştirilen keçilerden elde edilmektedir) Friglerden sonra Sakarya Nehri (Sangarios) civarında yaşayan Galat'lardır. (M.Ö 3.YY)  Galatlardan sonra bölgenin hakimi Roma'lılar olmuştur (M.S. 4. YY).

Roma İmparatorluğu döneminde 600 lü yıllarda yaşayan Hristiyan Piskopos Aziz Theodoros, Sykeon Köyü (Çayırhan) doğumludur.

Anadolu'ya Türk akıncılarının gelmesiyle Bölgemize ilk Türk Boyları olarak Maraş ve Adana yörelerinden Eşrefoğulları, Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları'nın yerleştikleri bildirilmektedir. Aşiret olarak ise ilk yerleşenler, Türkmen taifesi olan Çobanoğlu aşireti, Yörükan taifesi olan Güdük, Nallı (Nallu) ve Narlı (Narlü) aşiretleridir. Bölgede önce Danişmendliler'in (1100 Yılları), daha sonra 1127'de Anadolu Selçuklu nüfuzuna girmesiyle Selçukluların hakimiyeti başlar.

Kral Yolu - İpek Yolu (Nallıhan-Çayırhan-Beypazarı-Ayaş) : M.S 2. ve 3. Yüzyıllarda doğudaki savaşların önem kazanması ve yolların daha çok kullanılması sonucu bölgemiz, orduların durak ve ikmal yaptıkları bir yöre olarak gelişmiş ve Anadolu'nun koruma sisteminin merkezi haline dönüşmüştür. 4.Yüzyılda saray erkanı, resmi ulaklar, askerler ve din adamları bölgemizden devamlı geçen bir trafik oluşturmaktaydı. Roma İmparatorluğu döneminde Doğu-Batı doğrultusunda Trakya'dan başlayıp İznik'ten geçerek Nallıhan-Beypazarı ve Ankara yöresine ulaşan anayol buradan da Klikya ve Suriye'ye uzanıyordu. Med ve Pers İmparatorluk orduları Anadolu'ya, Yunanistan'a ve Balkanlar'a karşı giriştikleri savaşlarda daima bu yolu kullanmışlardır. Grekler bu yola "Kral Yolu" adını vermişlerdir. Ünlü Yunan tarihçisi Heredot M.Ö 5.YY'da bu yoldan bahsetmiştir.

Anadolu'da 11 YY'da Türkler ile Bizanslılar ve Haçlılar arasındaki savaşlar, ticaret yollarının güvenliğini bütünüyle ortadan kaldırmış ve ticaret engellenmiştir. Selçukluların bölgede siyasi birliği kurması, Sultanların çabası, gümrük vergilerinin azaltılması, sigorta ve yol güvenliliğinin sağlanması, ana güzergahlara kervansaraylar, hanlar ve menzil yerlerinin yapılarak konaklama imkanlarının artırılmasıyla birlikte İpek Yolu tekrar eski canlılığını kazanmıştır. Yöremizden geçen İstanbul-Bağdat-Halep-Tebriz ve Bursa-Tebriz-Bağdat-Halep İpekyolu Ankara'yı İstanbul ve Bursa'ya bağlamaktadır.  

ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ  ³
Nallıhan İlçesi-Askerlik şubesine kayıtlı olup, 93 harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı), Osmanlı-Yunan Savaşı (1897) , Trablusgarp Savaşı (1911) Birinci Dünya Harbi (1914-1918 / Çanakkale,  Filistin, Galiçya Cepheleri) İstiklal Savaşı, Balkan Harbi ve Kore Savaşına katılıp Şehit ve Gazi olan köylülerimizin adları şöyledir. (Bu vesile ile kendilerini Rahmetle anıyoruz)

Şehitlerimiz :

Lakabı Baba Adı Adı D.Yılı Savaş Cephe Ö.Tarihi Ölüm Yeri
  Mehmet Ahmet 1315 1.Dünya Filistin 21.05.1917 Gazze
Dedemoğullarından Mehmet Hüsnü 1308 1.Dünya Çanakkale 18.02.1915 Arıburnu
Karahasan Recep Mehmet 1300 İstiklal Garp 29.08.1922 Meydan Harbi
  M.Ali M.Ali 1294 1.Dünya Çanakkale 26.06.1915 Arıburnu
Hasan Mustafa - 1.Dünya Çanakkale 18.06.1915 B.H.Hast
Hocaların   Hasan - 1.Dünya Çanakkale    

Gazilerimiz :

Adı Soyadı Baba Adı D.Tarihi
İsmail KALKAN Mustafa 1301
Hilmi İLHAN Ahmet 1311
Hüseyin BACAK İbrahim 1313
Süleyman ORAL Mehmet 1314
Mehmet TANIŞAN Mehmet 1314
İbrahim SEMİZ Hüseyin 1316
Abdullah ALBAYRAK Ahmet 131-
Nebi PAŞAYİĞİT Hüseyin 1317
Mustafa AYKUT Rıfat 1317
Hamdi SALTIK Mehmet 1309
Berberlerin İsmail Osman  
Ahmet İLKAYA Yunis 1938

COĞRAFİ DURUM :  
Köroğlu dağlarının eteklerinde, Aladağ Çayı’nın kenarında kurulan köyümüz, Ankara ili, Nallıhan ilçesi ve Çayırhan beldesine bağlı olup, Ankara’ya 140, Beypazarı ve Nallıhan’a 40, Bolu’ya 170 km. mesafededir. İpekyolu üzerinde, Ankara’nın kuzey batısında ve Bolu’nun güneyinde yer almaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 650 mt. dir. Aladağ Deltasında bulunan Nallıhan Kuş Cenneti ve T.E.M.A vakfı tarafından Erozyon Müzesi ilan edilen açık hava müzesi köyümüzün hemen yakınındadır.  

DOĞA SPORLARI :
Raftrig : Mart ve Nisan aylarında Aladağ Çayı'nın debisinin (2-3) düşük olması, bu sporu amatörce yapmak isteyenler ve yeni başlayanlar için uygundur.
Trakking : Arazinin yer-yer engebeli, yer-yer de düz olması, dağlık bir araziden geçmesi ve Aladağ  Çayı kenarını takip etmesi yürüyüş parkurunu uygun hale getirmektedir.  
Yamaç Paraşütü : Köyümüzün etrafı dağlarla çevrilidir. Vadisi uzundur. Günümüzde köylerde de yapılabilen bu spor için, köyümüzün şartları da oldukça uygundur. 

İKLİM :  
Kara ikliminin hakim olduğu köyümüzde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçmektedir.

NÜFUS :
Köyümüzün 1935 - 2007 yılları arasındaki nüfusu şöyledir : 

1935 1940 1950 1955 1960 1970 1980 1990 1997 2000 2007
676 716 810 780 775 713 875 598 397 379 281

1980 İtibariyle Nallıhan köyleri içinde ikinci sırada iken, 2000 yılında dokuzuncu sıraya gerilemiştir. 1980 ile 2000 Yılı arasındaki 20 yıllık süreçte azalma oranı %64 tür. Nüfusumuzun giderek azalmasının başlıca sebepleri ; bilinçli nüfus planlaması, tahsile bağlı nitelikli göç ve ekonomik sebeplerden kaynaklanan göç'tür. Nüfusun çoğunluğu köyde yaşamakta ve tarımla uğraşmakta, bir bölümü Ankara, İstanbul, Beypazarı ve Çayırhan’da, bir bölümü de Almanya’da yaşamaktadır.

EKONOMİ :
Köyümüzün önünden geçen Aladağ çayı, vadi boyunca uzanan sulu tarım arazilerine ayrı bir bereket getirmektedir. Uzun yıllar boyunca Pirinç tarımı yapılmıştır. Şimdi ise Sebze ve Buğday ekilmeye başlanmıştır. 3.000 Dönüm sulak, 2.400 dönüm kıraç arazisi vardır. Diğer bir geçim kaynağı ise Çayırhan Kömür ocağı ve Termik Santralı’dır. Ayrıca 2 adet Un Değirmeni, 2 adet Çeltik Fabrikası, 85 adet Traktör, 3 adet Kahvehane, 3 adet Bakkal, 1 adet Berber, 1 adet Ayakkabı Tamircisi, 2 Mezbaha ve az miktarda da Friz cinsi süt ineği  bulunmaktadır. Çeltik tarımının terk edilmesiyle birlikte Çeltik fabrikaları atıl durumda kalmıştır.  

Büklerimizin Detayları :

Sulu Arazi / Dönüm   Kıraç / Dönüm
 Tokolbükü 400   Uluköy Kırı 1.200
 Yaraltı   200   Taşlı Harmanlar ve 1.200
 Banaltı     300   Tokolbükü Kırı  
 Ötaka      600      
 Yukarıbağ 300      
 Sinebükü    150      
 Çevrik      150      
 Asarcık    150      
 Arabalıyeri 150      
 Sulukıraç   300      
Bağlar 300      
Toplam 3.000     2.400

Bağlarımızda Yetişen Meyvelerimiz :
Dut, Kiraz, Vişne, Erik, Kayısı, Şeftali, Elma, Armut, Ahlat, Üzüm, Ayva, Nar, Ceviz, Üvez, Döngel, İncir, Çitirmik, Fındık, Badem, Antep Fıstığı

Sebzelerimiz :
Domates, Biber, Patlıcan, Kabak, Fasulye, Patates, Kavun, Karpuz, Ekin, Arpa, Nohut, Mercimek. Ayrıca yağ (Şırgın Yağ) ihtiyacını karşılamak için ekilen Susam ile başlıca geçim kaynağı olan Çeltik ekimi de birkaç yıldır yapılmamaktadır.   

Bazı İstatikler :

Hizmet Türü Yıl
Elektiriğin Bağlandığı Yıl  1965
Tek Telefon 1980
Evlere Telefon 1983
Telefon Abone Sayısı 285
İlk Yol Yapımı 1945
Asfalt 1992
Avlulara Su 1970
Evlere Su 1990
Kanalizasyon 1994
Su Altyapı Revizyonu 2005
Beton Köprü Yapımı 1971
İlkokulun açılması 1928
Ortaokulun açılması 1975

SÜLALELER :

Abagatlar, Ahmadağalar, Ahmatçavuşlar, Akgızlar, Aliefendiler, Allar, Assinin Üssünler, Aşıkgariplar, Ataş Mehmetler, Atçalılar, Ayanlar, Azizler, Bacaklar, Battılar, Bayramlar, Berberler, Bilalağalar, Caferler, Çakıllar, Çataklılar, Çolaklar, Çoodarlar, Çöneler, Davulcular, Dedemoğulları, Delalar, Deligızlar, Delasanlar, Delihavvalar, Deymenciler, Dikci Aliler, Dikciler, Emcikliler, Estiler, Eşraflar, EyriAhmatlar, Fatmalar, Gadılar, Gakcılar, Gara İlyazlar, Garabacaklar, Garabeller, Garapışlar, Gart Niyaziler, Gasabeller, Gaveciler, Gayış Gadirler, Gıvraklar, Gogalar, Gonaklıla, Güdükler, Gülhanlar, Hacımollalar, Hacipler, Hakimler, Hakkının Mustafalar, Haliller, Haramılılar, Hasandayılar, Hasanhusalar, Hasbiler, Hastalar, Hatıplar, Haticenin İsmiller, Haydarlar, Hidayetler, Hilmiler, Hocalar, Irzalar, İbrem Kayalar, İlhanlar, İmamlar, Kaayalar, Karahasanlar, Kerim Üssünler, Kömürcüler, Körpeşliler, Köseler, Kötüsülmanlar, Kütüpler, Lalenin Üssünler, Macırlar, Musalar, Nazımlar, Nebiler, Nuhlar, Onbeşliler, Osmanağalar, Perişanlar, Rahimeler, Raşitler, Sarasanlar, Seferler, Seklililer, Sofular, Sootalar, Sülmanlar, Takattinler, Terziler, Tirekiler, Topal Mehmetler, Urfatlar, Yakuplar, Yanızlar

Mahallelerimiz :
Yukarı Mahalle
Aşağı Mahalle
Gaz Mahallesi
Sellik Mahalle
Şallak Mahalle
Çıllık
Sekmeç
Çankaya Mahallesi

İLETİŞİM :
Köyümüzde 1980 yılına kadar iletişim, köylü kahvesine kurulan ve  Çayırhan Santrali'ne bağlı olan manyetolu telefonla sağlanırdı. Tek kollu olan telefonu kullanmak için önce kol çevrilir, santral görevlisine görüşülmek istenen numara yazdırılır, konuşmanın türü (normal, acil veya yıldırım) seçilir ve saatlerce beklenirdi. Dışarıdan arayan birisi köylü kahvesinde rasgele çıkan birisine "Bizim falancaya bi ünnive" diye ricada bulunur ve gelmesini beklerdi. 1983 Yılından itibaren iletişimin hızla yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir. Önce Manuel Telefon Santralının eski Muhtarlık Binasının altına kurulması, akabinde telefonun hızla evlere dağılması, kısa bir zaman sonra da Otomatik Telefon Santralının eskisinin yerine hizmete sokulması iletişimi çağdaş seviyeye getirmiştir. Mektupla iletişim ise resmi tebligat ve mektupların dışında genellikle Beypazarı'nda "Şapkacı Cemal Gökmen eliyle" veya "Terzi Ahmet Ceyhan eliyle" yapılırdı.  

ULAŞIM :
Köyümüzden şehre yani Beypazarı (Şeere) ve Nallıhan'a (Han'a) ulaşım 1950 Yıllarına kadar At ve Eşekle yapılmış, Willyz Ciplerinin çıkmasıyla da bunlarla yapılmaya başlanmıştır. Umumi olarak ulaşım 1960'lı Yıllardan 1970 yıllarının başlarına kadar, İlyaz'ın (Kırmızı Thames Trader marka)  Kamyonuyla yapılmıştır. Sabahın erken saatlerinde Odanın Önünden kalkan kamyonun kasasına binilir, U şeklinde sıralanmış ve kapaklara yaslanmış oturaklara oturulur, mavin Üssünün kasanın arka kapağını kapatmasıyla da yolculuk başlamış olurdu. Kış günleri kamyonun kasasına soba kurulur, sıcacık ve keyifli bir yolculuğun tadına doyulmazdı. (Keşke yanımıza Kestane, Mısır veya Gumpir alsaydık, sobada pişirir, Beypazarı ve Nallıhan'a yapılan uzun yolculuğu daha da keyifli hale getirebilirdik) Erken gelen sobaya yakın bölümden yer kapışır, geç gelen ancak arka kapağa yakın bölümden yer bulabilirdi. Bu ise yolculuk süresince birazcık donmak anlamına gelirdi. Ama olsundu. Nasıl olsa yer bulunmuştu ya, gerisi önemli değildi.  Şoför mahalline ise 2 hatırlı kişi binerdi. 1970 Yılların başında Minibüslerin, taksi olarak ta Reno, Murat124 ve Anadol marka otomobillerin köye gelmesiyle hız ve kalite de artmış oldu.

Köylülerimizin Pazartesi günleri Nallıhan'a, Çarşamba günleri de Beypazarı'na yaptıkları seferlerin amacı, pazar ihtiyaçlarını karşılamak, mal satmak, adli, idari ve mali problemlerini çözmek içindi. Günümüzde ise umumi ulaşım Minibüsle Pazartesi ve Çarşamba günleri Beypazarı'na yapılmaktadır.   

MİMARİ :
Aladağ çayı üzerinde kurulan köprüyü geçtikten sonra başlayan ve geniş bir yoldan devam eden köyümüzde, sokaklar yer yer dar ve yer yer de geniştir.  Köyün altında sebze ve meyve ihtiyaçlarının karşılandığı bağlar bulunur. Tarlalar Aladağ çayı etrafında, yapılan hasadın evlere kolayca nakliyesini sağlayan harmanlar da köyümüzün hemen yanıbaşında yer almaktadır. Altyapısı yeni çözülmüştür. Belli bir planı yoktur. İhtiyaca göre genişlemektedir. Toplayıcı merkezi kahvehanelerin ve muhtarlık binasının bulunduğu Odanın Önü'dür. Eski Osmanlı kırsal mimari özelliklerini  bugünde yaşatmaktadır.

Başlıca geçim kaynaklarının tarım ve hayvancılığa dayalı olması, ataerkil bir aile yapısının benimsenmesi köyümüz mimarisinin bu kriterler üzerine gelişmesine sebep olmuştur. Halen kullanılmakta olan eski yapılar ; etrafı çakıl taşıyla örülmüş duvarla çevrili geniş bir avlu, avluya açılan ve öküz arabası veya traktörün rahatça girmesini sağlayan geniş ve iki kanatlı ahşap bir kapı; bazı tarım aletlerinin, patates, soğan, kavun, karpuz, üzüm gibi çeşitli meyvelerin ve hayvanların kışlık yiyeceklerinin saklandığı samanlık, barınmalarını sağlayan dam, kümes, folluk, afır, çeşme, bir yada iki katlı ahşap evden oluşmaktadır.
Duvarlar zeminden itibaren 1.kata kadar kesme taş, taşıyıcı kolonlar oklan, zemin ve tavan tahta, duvar 1.kattan çatıya kadar kerpiç veya tuğla ile örülüdür. Evlerin alt katı Dam'dır. Isınma için avantaj sağlar. Birinci katı bir aşevi, bir veya iki oda, kiler, meyve ve kurutulmuş sebzelerin saklandığı tavan, süt ve yoğurtların saklandığı tel kapaklı raf, genişçe bir çardak, abdaslık ve heladan oluşmaktadır. Odalarda ocak, sergen, yüklük, iki yada üç raflı ve mücüreli dolap, almazlık, idare lambası için raf ve sedir bulunmaktadır. İkinci kat yeni evlenen evin oğluna ayrılmıştır. Genelde bir oda ve seki'den oluşur. Evlerin çatısı toprak dambaş, çingova veya kiremit'tir. Yağan yağmur sularının eve akmasını önlemek için silindirik büyük bir taş (Yuvallak), toprağı sıkılaştırmak için dambaş üzerinde gezdirilir. Ayrıca suların tahliyesi için uçlara cöğürtlen konur.

Köyümüzde son 30 yıldır yapılan binalar ise genellikle modern betonarme yapılardan oluşmaktadır. Bunun başlıca sebepleri ; artan refah seviyesi, kültürel değişim, azda olsa nitelikli göçün köye doğru akması, dışarıda yaşayan hemşerilerimizin içinde bulunduğu yerin mimari tarzını benimsemiş olmaları ve bunu da yaptıkları binalara yansıtmalarıdır.  

KÜLTÜREL YAPI :
Okuma oranı oldukça yüksektir. Dışarıya nitelikli göç verme bakımından Türkiye’de önde gelen köylerden biri sayılır. Çiftçiliğin getirisinin yüksek olduğu dönemlerde çocukların tahsile yönlendirilmeleri, teşvik edilmeleri ve çeşitli metotlarla zorlanmaları oldukça anlamlıdır. Yakın tarihimizde ise 1978 Yılında faliyete geçip öğrenci yokluğundan kapanan ortaokulumuz, okuma oranını yükselten diğer faktörlerden biridir. 1960'lı Yıllarda faaliyete geçen köy sineması, televizyonun yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte 1970'li yılların sonuna doğru faaliyetine son vermiştir.

OKULUMUZ :   
Köylülerimiz tarafından yaptırılan, 3 derslik, bir koridor, bir öğretmenler odasından oluşan; Ahşap, Tuğla ve Kerpiçten yapılan ilk okul binamız 1928 Yılında hizmete girmiştir. 1948 Yılında bakıma alındığından dolayı, bir yıl süre ile öğretime şu anda Hilmilerin evi olan Halkevinde devam edilmiştir. 1966 Yılında ise halen ayakta olan; 2 Derslik, 1 Öğretmenler Odası, 1 Mutfak ve 1 Koridordan oluşan Taş bina hizmete girmiş ve 1995 Yılına kadar hizmete devam etmiştir. 1978 Yılında eski okul binamız Ortaokul olarak hizmet vermiştir.

1928 Yılından itibaren köyümüzde görev yapan öğretmenlerimizden ismini tespit edebildiklerimiz :

Abdullah bey (Beypazarlı) 1928 - 1938
Şevket DOĞAN  1938 - 1945
Yaşar bey
Hüseyin ve Nezihe Yücel
Nezihe Hn.
Hulusi İl
Abdullah AKTAŞ 1957 - 1959
Sezer ALBAYRAK (Vekaleten)
Yusuf bey
Şadiye Hn
Hulusi AYDEMİR
Ahmet YENİCE
Ahmet Zeki ERTUĞRUL
Sabahattin OĞUZ
Mustafa CEYLAN
Nebiye ENGİN

CAMİLERİMİZ :
Köyümüzde Yukarı Cami ve Aşağı Cami olmak üzere iki adet Cami bulunmaktadır. Yukarı Cami 1865 yılında, Aşağı Cami ise 1911 yılında yapılmıştır. Mimarileri hemen hemen aynıdır. Temelden itibaren duvarları kesme sarı taş, minare direkleri oklan, tavanları, şerefeye çıkan merdivenleri,  son cemaat yerleri ve kadınlar mahfili ahşaptır. Tavan süslemeleri ahşap oymacılığının güzel örneklerini sunmaktadır. Yukarı Caminin hemen yanında yer alan Oda, hem namaz öncesi ve sonrasında cemaatin sohbet yeri, hem de gelen misafirlerin gece konaklamalarını sağladıkları yer olarak kullanılmıştır. 
Yakın zamana kadar Yukarı Cami vakit namazları, Aşağı Cami ise Cuma, Bayram ve Cenaze Namazları için ve ayrıca mevlitlerde kullanılmakta idi. Halihazırda Aşağı Cami hizmet etmektedir. Ayrıca bodrum katı yemekli mevlitler için yemekhane olarak kullanılmaktadır.

KÂYALARIMIZ :
Bir duyurunun yapılması, alınan kararın tebliği, uyarı, çağırma, davet gibi konuların köylüye duyurulması görevini, camilere hoparlör takılıncaya kadar kâyalar yapmaktaydı. İlânın ardından halen günümüzde de söylenmekte olan "Ataşlarınıza dikkat edin, ataşlarınıza mukat olun" uyarısı yapılırdı.
İlân üç yerde tekrar edilirdi :
- Allan Dambaşı
- Samanlığın Dambaşı (Yer olarak böyle bildirildi)
- Hatıbın Ahmadın Dambaşı

Bilinen Kâyalar:
- Kâya Hasan (Kâyasan)
- Kör Kâya
- Kâya Abdullah

TÜRBELER :
Köyümüzde ikisi köy girişinde, ikisi Tonsubağ yolu kenarında olmak üzere 4 adet türbe bulunmaktadır. Kim olduklarına dair herhangi bir belgeye veya kitabeye rastlanmamıştır. Dördününde mezarları terstir yani ayak uçları kıbleye doğrudur.  




[Köyümüzdeki Türbeler konusunda ise şunu söyleyebiliriz : Türk ve İslam geleneklerinde Türbe inşa etmek, o kişiye saygının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayatında yaptıklarını gelecek nesillere aktarmak, ibret almak, ruhaniyetinden istifade etmek, hürmetine dua etmek türbe yapımı konusunda önemli rol oynamıştır. Ancak Köyümüzdeki türbelerin mezarlarının ters olması, kitabe, bilgi ve belge bulunmayışı, haklarında anlatılan hikayelerin ise bugüne kadar okuduğumuz, dinlediğimiz İslam Alimleri kıssalarına benzemeyişi onların TÜRBE'den ziyade sıradan bir mezar olduğu tezimizi güçlendirmektedir. Bu görüşler şahsi görüşümüz olup yönlendirme amacı taşımamaktadır]  

 

Kaynakça                                      :

( ¹ )  - ( ² )  -  ( ³ )  -  ŞENER, Mesut - NALLIHAN

(*) - Hüdavendigar Vilayeti : Osmanlı döneminde Bursa, Bilecik, Kütahya, Balıkesir illerini içine alan ve merkezi olan Bursa vilayeti. (Tanım aynı kitaptan alınmıştır)

 

10a : TORUN, Ethem - Bilinen ve Bilinmeyen yönleriyle Beypazarı
Afif, Erzen -  İlkçağlarda Ankara
Evedy  C.Mc -  The Pinguin Atlas of Ancient History
Naumann, R  - Eski Anadolu Mimarlığı
Bakırer,Ö - Tarih İçinde Ankara
Kansu, Şevket Aziz -  Ankara ve Civarının Prehistoryasında yeni buluşlar
Kutlu,S -  Ankara Ekonomisi
Ord.Prof.Dr. Günaltay, Şemsettin - Perslerden Romalılara kadar yakın Şark
Prof.Dr. Umar, Bilge - Kültür Kitapları serisi
Ramsay, W.M - The Historical Geograpy of Asia Minor -(Adolf M.Hakkert)
Sevin, Ali - Anadolunun Tarihi Coğrafyası
Doç.Dr. Emiroğlu, Mecdi - Ulaşım Coğrafyası
Doğuş, Sabiha - Beypazarı'nda İskan
Öz,Gönül - Beypazarı Monografyası
Özmen, Aynur - Geleneksel Beypazarı Evlerinde Baş Odanın Donatılması
Texier, Charles - Küçük Asya Coğrafyası
Akgün, Nejat - Burası Ankara
Aktüre, S - Yüzyıl Sonunda Anadolu Kenti Mekansal Yapı Çözümlemesi
Yavuz, Ayşıl Tükel - Tarih İçinde Ankara
Darkot, Besim - İslam Ansiklopedisi
Turan,O - Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti
Türkay, Cevdet- Osmanlı İmparatorluğunda Oymak,Aşiret ve Cemaatler